Röportaj

Yurt Dışında Çalışan Bilgisayar Mühendisleriyle Röportaj

yazan BM Dergi
BM Dergi:  Sizi tanıyabilir miyiz? Hangi alanda çalışıyorsunuz?

 

Oya Tezel

 Oya: İsmim Oya Tezel, bilgisayar mühendisiyim. Mainframe sistem programcılığı alanında çalışıyorum. Bankacılık ana sistemlerinin ve ilişkili yazılımların kurulumu, bakımı, güncellenmesi ve kullanıcı ihtiyaçları doğrultusunda özelleştirilmesi, alandaki yeni teknolojilerin takip edilmesi ve kullanıcıların hizmetine sunulmasında, yaşanabilecek yazılım/donanım problemlerinin bulunması ve giderilmesinde gerekli altyapı değişikliklerinden sorumluyum. Üç aydır Wellington, Yeni Zelanda’da yaşıyorum ve buradaki bir bankada çalışıyorum. 

Canan: Adım Canan Eski Boz, 2007 ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. Uzman Yazılım Geliştirici olarak çalışıyorum. 

 

Memduh: Adım Memduh, bilgisayar mühendisiyim. Yazılım sektöründe şimdiye kadar yazılımcılık, proje mühendisliği, uygulama mimarlığı gibi unvanlarla çalıştım. Şimdi Paris’te bir Japon elektronik ticaret firmasının Paris ofisinde big data yazılım projelerini yönetiyorum. 

BM Dergi: Ne kadar zamandır bu mesleği icra ediyorsunuz?

Oya: Üç farklı şirkette olmak üzere toplam 10 senedir bu işi yapıyorum.

Canan:  10 yıldır bu mesleği yapıyorum.

Memduh: 2007 yılı mezunuyum ancak okul döneminde yarı zamanlı yaptığım işleri de sayarsak yaklaşık 12 yıldır bu sektördeyim. Şu an çalışıyor olduğum iş yerinde 10 ay önce başladım ve bu benim ilk yurt dışı çalışma deneyimim.

BM Dergi: Sizi başka bir ülkede çalışmaya ve yaşamaya yönelten sebepler nedir?

Oya: Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın yaptığı bilişim çalışanları anketine göre meslektaşlarımınız %91’i hayatlarını kazanmak için emeklerini satıyor. Ben de bu %91’lik kesimden biriyim. Günlük ihtiyaçlarımı karşılayabilmek, hayatımı sürdürebilmek için Türkiye’de ya da başka bir ülkede, çalışmak zorundayım. 

Türkiye’deki yaşamım yoğun çalışma koşulları, gece mesaileri, hep ileriye doğru esneyen esnek çalışma saatlerinin yanı sıra; daha küçük şehirlerde bilişim alanında iş imkanı olmamasından dolayı; plansız büyüyen bir mega kentte yaşamak zorunda kalmanın getirdiği bütün diğer zorluklar tarafından şekillendiriliyordu. Bu yoğunluk içerisinde kendime zaman ayırmak, iş dışı bir alanda kendimi geliştirecek ve entelektüel ihtiyaçlarımı karşılayacak etkinliklerde bulunmak yeterince zorken, bir taraftan da toplumu dini kurallar etrafında yeniden şekillendiren ve zaten çok kısıtlı olan özgürlüklerimizi de elimizden alan politikalardan bağımsız olmayışımız; ülkenin Ortadoğu’daki savaşa çekilmesini, barış eli uzatan dostlarımızın katledilmesini, FETÖ operasyonu adı altında yürütülen cadı avlarını izliyor ve OHAL koşullarında bunlarla mücadele edecek etkili zeminleri bulamıyor/yaratamıyor olmamız yaşadığım ülkeye olan aidiyet duygumu zedeleyen etmenler oldu. Sokağa çıkarken can güvenliğinizin olduğu, cihatçı militanların elini kolunu sallaya sallaya dolaşmadığı, kıyafetlerinden dolayı kadınların saldırıya uğramadığı, gazetecilerin halka haber verdikleri için ya da insan hakları savunucularının bütün bu ihlallere karşı ses çıkardıkları için tutuklanmadıkları bir yerde yaşamak istediğime karar verdim. Bu kararımla birlikte de internet üzerinden iş aramaya koyuldum.

Canan:  Birbirinden bağımsız pek çok sebebi var aslında. Hepsi bir araya gelince yurt dışında yaşama kararı çıktı ortaya. Farklı kültürleri tanıma ve bu kültürlerden insanlarla birlikte çalışma isteği, oğlum için daha iyi ve ücretsiz bir eğitim sağlama düşüncesi, insanların düşüncelerini daha özgür ifade edilebildiği bir ülkede yaşamak başlıca nedenler.

Memduh: Aslında öncelikli neden merak diyebiliriz. Yurt dışında çalışma ve yaşama tecrübesini hep merak etmiştim ancak özel nedenlerle hiç böyle bir arayışım olmamıştı. Geçen yıl gelen bu teklifi neden kabul ettiğime gelirsek, ülkenin içinde bulunduğu baskıcı ve kutuplaştırıcı ortamın üzerimizde yarattığı karamsarlık ilk sırada yer alır. Mekan değişikliğinin bu çaresizlik hissini giderebileceğini düşünüyor insan… Bir de mevcut ekonomi politikalarının işveren lehine tutumunun beyaz yakalılara yansımaları önemli nedenler arasında. Performans baskıları, ücreti ödenmeyen fazla mesailer, arkadaşlarımızın işten çıkarıldığını görmenin yarattığı güvencesizlik hissi ve tüm bunların neden olduğu insan hatalarına tolerans gösterilmemesi bu şartların daha iyi olduğu başka ülkeler var mı sorusunu insanın aklına getiriyor.

Son olarak İstanbul’un karmaşası, şehrin içinde insanların birbirine tahammül edemeyişi, özel yaşamda kendini koca bir şehrin içinde sürekli daralan ufacık bir alan içinde hapsolmuş hissetmek ve tatillerde, tam bir süre için kurtuluyorum derken şehirden çıkabilmenin bir işkenceye dönüşmesi benim için parametre sayılabilir.   

BM Dergi: Farklı ülkelerde iş aramak, sonrasında yapılan mülakatlar/görüşmeler ve resmi işlemler ne kadar zorlu bir süreç?

Oya: Bilişim alanı için konuşursak, farklı bir ülkede iş aramanın Türkiye’de iş aramaktan pek farkı yok. İş ilanları yine kariyer sitelerinde yayımlanıyor ve size uygun olduğunu düşündüğünüz pozisyonlardaki ilanlara internet üzerinden başvuru yapıyorsunuz. Mülakatlar çoğunlukla sesli/görüntülü mesajlaşma ile oluyor. Aday olduğunuz pozisyona ve başvurduğunuz şirketin işe alım prosedürlerine bağlı olarak birden fazla mülakat, yazılı sorular, referanslarınızın yanıtlaması istenen sorular olabiliyor. Eğer yakın bir ülkede bulunuyorsanız, yüz yüze görüşme için çağrılmanız da olası. Ben iş arama sürecimde birden fazla şirkete ve o şirketlerin de farklı ülkelerdeki pozisyonlarına başvurdum. Bazıları outsource olduğu için hem başvuru yaptığım şirketle, hem de onların müşterisi olan şirketlerle teknik mülakat yapmam gerekti. Bu mülakatlar ve yazışmalar toplamda 2 – 2,5 ay kadar sürdü. İş tekliflerini değerlendirdikten sonra bana uygun olduğunu düşündüğüm ülkedeki teklifi kabul ettim ve vize başvurusu yaptım. Yeni Zelanda için vize başvuru süreci oldukça kolaydı, başvuru tamamen internet üzerinden yapılıyor, gerekli evraklar taranarak gönderiliyordu. Başvurudan 2 hafta sonra çalışma vizem onaylandı.

Canan:  İş başvurusu yaptığınız ülkede çalışma deneyiminiz olmadığı için ilk işi bulmak çok kolay olmuyor. Ülkenin vatandaşı olmamak ve çalışma vizesinin süreli olması da değerlendirmeye alınmanız önünde önemli bir engel. Mülakatların da ülkemizdekilerle karşılaştırıldığında teknik anlamda daha zorlayıcı olduğunu söyleyebilirim. İş başvurularındaki teknik isterler çok kapsamlı oluyor. Bu kapsamın büyük çoğunluğuna hakim olmanız ve mülakatta da bunu teorik ve pratik olarak göstermeniz bekleniyor. Benim zaten çalışma vizem olduğu için resmi işlemler kısmında herhangi bir sorunla karşılaşmadım.

Memduh: Ben aktif bir arayış içinde değilken gelen bir teklifi değerlendirdim aslında, teklif sonrasında 2 kere video konferans görüşmesi yaptım ve teklifi kabul ettim. Teklifi kabul etmem sonrasında diploma, doğum belgesi, pasaport gibi belgelerin kopyalarını iş yerinin anlaşmalı olduğu bir ajansa gönderdim ve çalışma izni süreci başlamış oldu. Bu süreç 3 aydan uzun sürdü. Bu sırada mevcut işveren dahil herkese ayrılacağını söylemiş olmak, ev vb. teknik meseleleri o şehirde artık yaşamayacakmış şekilde sonlandırmak, kendini, aileyi ve arkadaşları uzaklara gideceğin gerçeğine hazırlamak ve tüm bunlar olurken aslında süreçlerini hiç bilmediğin yabancı bir ülkeden hala bu konuda bir cevap alamamış olmak insanı endişelendiriyor bir taraftan.

BM Dergi: Çalışmak üzere gideceğiniz ülkeyle/şehirle ilgili seçim yaparken neleri dikkate aldınız? Gitmeye karar verdiğiniz ülkeyi/şehri seçme sebebiniz nedir?

Oya: Yeni Zelanda’yı seçmemdeki birinci sebep savaşlara uzak olması, coğrafi olarak yalıtılmış olması ve halkın göçmenlere, yabancılara karşı ayrımcı olmamasıydı. Bunun yanı sıra doğası, görece gelir adaleti olması, kadın hakları konusunda öncü olması, yüksek bir çevre duyarlılığı olması ve bunu yasalarla koruma altına almaları, yine iş-yaşam dengesini bir insan hakkı olarak tanımaları ve iş yasasıyla korumaları bu ülkeyi cazip kılan diğer nedenlerdi.

Canan:  Kararı eşimle birlikte aldık. Öncelikle makul ve belirli bir sürede çalışma vizesi alabileceğimiz bir ülke olmasını istedik. Ankara Antlaşması bu anlamda gerçekten çok makul bir vize türü. Başvurunun adımları, neler istendiği, ne kadar sürede sonuçlanacağı vb. hepsi belirlenmiş durumda. Buna ek olarak dilini bildiğimiz bir ülkeye gitmek istedik. Ülke değişikliği zaten zorlu ve yıpratıcı bir süreç, buna bir de dil sorunu eklemek istemedik. Şehrin/ülkenin yaşanabilir, sağlık sisteminin yeterli ve ücretsiz, eğitim olanaklarının iyi olması da diğer önemli faktörler.

Memduh: Söylediğim gibi, bir teklifi değerlendirdiğim için şehri özel olarak seçip bu şehirde arama yapmadım, daha çok teklif gelen şehri, Paris’i kabul etmiş oldum.

Paris turist olarak gördüğüm, çok beğendiğim ancak tatilim sırasında bana pahalı gelen bir şehirdi. Fransa’daki sendikaların gücünü ve bu sayede kazanılan işçi haklarının methini de daha önce duymuştum, 35 saat haftalık çalışma, 25 iş günü yıllık izin, fazla mesainin ve mesai sonrası evden çalışmanın (mail, telefonla destek vb.) yasak olması gibi.

BM Dergi: Başka bir ülkeye uzun vadeli olarak gidecek olmak nasıl bir duygu?

Oya: Oldukça karışık. Bir taraftan sevdiklerinizi geride bırakmayı, isteğiniz zaman gelip göremeyecek olmanızı ya da onların sizi ziyaret edemeyecek olmasını kabul ediyorsunuz. Kurduğunuz, alıştığınız bir yaşam düzeniniz var ve bunu geride bırakıp her şeye baştan başlıyorsunuz. Diğer yandan, göreceğiniz, öğreneceğiniz pek çok şey ve yeni bir kültür, yeni insanlar tanımanın heyecanı var. Biraz hüzünlü olmakla birlikte özgürlük hissi ağır basıyor sanırım.

Canan:  Henüz kalıcı oturum iznimiz olmadığı için her an geri dönme riski var diye düşünüyorum. Bu nedenle çok uzun vadeli bir plan yapmış ve kendimi de buna göre şartlandırmış/hazırlamış değilim. Ancak şu ana kadar çok iyi hissettiğimi söyleyebilirim. Elbette dil ve kültür farklılığı gibi pek çok zorlukla karşılaşıyor insan ve bunlar zaman zaman can sıkıcı olabiliyor. Ancak özellikle insanların birbirlerinin özel alanlarına karşı saygılı olması, düşüncülerin özgürce ifade edilebildiği bir ülkede yaşıyor olmak ve her şeyin tartışmaya açık olduğu bir ortamda yaşadığımı bilmek kendimi iyi ve güvende hissetmemi sağlıyor.

Memduh: Bunu tanımlamak çok zor, merak, çaresizlik, heyecan hepsi bir arada yaşanıyor. Özellikle ilk geldiğinizde bir çocuk gibi çok basit şeyleri baştan öğreniyorsunuz, markette aradığınız bir ürünü nasıl bulabileceğiniz, hangi dükkanın tabelasının neye benzediği, nasıl adres bulunabileceği, istenilen yere gitmek için kullanılabilecek ulaşım alternatifleri, insanlara nasıl yaklaşmanız ve tepkilerini nasıl yorumlamanız gerektiği gibi..

BM Dergi: Başka bir ülkede yeni bir hayat kurmak ve çalışmak sizin için kolay oldu mu? Mesleki ve sosyal açıdan ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Oya: İlk kez yurt dışında çalıştığım için kıyas yapamayacağım. Ancak şu an çalıştığım şirket göçmen işçilere oldukça alışkın, çok uluslu ve çok kültürlü bir firma olduğu için beni de ekibin bir parçası olarak kabul etmeleri zor olmadı diyebilirim. Bilişim teknolojileri için konuştuğumuzda, yapılan iş her yerde benzer olduğundan, kültürel farklılıklar pek önem taşımıyor. Karşılaştığım zorluklar daha çok günlük konuşmalarda iletişim zorlukları oldu ve farklı aksanlar kullanılmasından kaynaklanıyordu. Ona da daha çok insan tanıdıkça alışmaya başladım. 

Canan:  Kolay olduğunu söyleyemem. Yaşadığınız ev, şehir, ülke, çevrenizdeki insanlar, iş hayatınız, içinde bulunduğunuz kültür, alışkanlıklarınız kısacası her şey baştan aşağı değişiyor. Ancak kendimi buna hazırlayarak gitmiştim elbette, bu nedenle beklediğimden daha zor değildi. Dilini bildiğim hem de iyi bildiğimi düşündüğüm bir ülkede olmama rağmen en çok zorlandığım konu yine dil oldu. Bazı konuşmaları anlamakta hala zorlanıyorum. Konuşulanları tamamen anlasam bile gönderme yaptıkları konu hakkında bilgim olmayabiliyor. Beynim hala kendi dilimde düşünüyor bu nedenle arka planda sürekli gizli bir tercüme ve dolayısıyla fazladan yorucu bir çaba var. Sosyal açıdan ortak bir geçmiş ve kültüre sahip olmamak insanlarla iletişime geçmeyi zorlaştırıyor elbette. Ancak tüm bunların zamanla daha iyiye gidecek şeyler olduğunu düşünüyorum. Mesleki olarak farklı bir ülkede olmaktan ziyade farklı bir yapı içerisinde olmak daha zorlayıcı oldu. Meslek hayatım boyunca hep kurumsal firmalarda çalışmıştım. İlk kez bir Startup‘ta çalışıyorum. İsterlerin toplanmasından deployment aşamasına kadar her süreçte yer alıyorum. Bu, zorlayıcı olmakla beraber mesleki anlamda çok şey katıyor bana. Son olarak belirtmeden geçmek istemediğim bir nokta var, insanlar din, dil vb. her türlü farklılığa karşı çok duyarlı ve bu farklılıkları normalleştirmiş durumda. Bu da kendinizi çok daha iyi hissetmenizi, mesleki ve sosyal ortama çok daha kolay adapte olmanızı sağlıyor.

Memduh: Elbette kolay değil, hala çok zorluk yaşıyorum hatta ancak zamanla düzene girdiğini de hissediyorum. Mesleki açıdan çalışılan kurumun çalışma disiplini, kültürü ve stratejilerinin farklılığı, global bir şirkette çalışmanın yarattığı saat farkı vb. teknik konular sosyal açıdan ise kültürel farklılıklar, içinde ister istemez yer alınan kliklerin özelliklerini anlamaya çalışmak, yeni insanlara alışmak ve güvenmek ilk anda aklıma gelen zorluklardan.

BM Dergi: Şu anki durumunuzla yurt dışına çıkmadan önce döneminizi kıyasladığınızda ekonomik, sosyal ve mesleki anlamda ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?

Oya: Kendi yaşamıma baktığımda ekonomik anlamda büyük bir fark görmüyorum. İhtiyaçlarımı karşılıyor, iş dışındaki zamanımda dışarıda vakit geçirebiliyor, istediğim kurslara katılabiliyorum. Burada hayat İstanbul’dan çok daha pahalı; ancak lüks tüketim alışkanlıklarım olmadığı için bu anlamda bir fark gözlemlemedim. Alışveriş yaparken seçenekleriniz çok kısıtlı, hemen her şey ithal ve adım başı bir alışveriş merkezi de yok. Bu da daha az tüketmeye alıştırıyor.

Sosyal yaşama gelince, burada insanların gerçekten iş dışında bir yaşama vakitlerinin olduğunu belirtmeliyim. Hem de uykusuz kalmadan, üç vasıta değiştirmeden ya da normalden iki saat önce yola koyulup o süreyi trafikte harcamadan kendinize vakit ayırabiliyorsunuz. Burada da insanları koşarken görebilirsiniz; ancak sadece spor amaçlı ve istedikleri her yerde koşuyorlar. Şehir merkezinde korunmuş kocaman yeşil alanlar, ormanın içinde yürüyüş ve dağ bisikleti yolları yapılmış ve herkesin kullanımına açık.

Mesleki anlamda benzer tarafları, yine sorumluluğunuzu yerine getiriyorsunuz. İş kalitesine önem veriliyor. Burada çalışan mühendisler öz disiplinleriyle hareket ediyor ve haftalık çalışma saatlerini doldurmaya özen gösteriyor. Yöneticilerin giriş çıkış saatlerini, ne giydiğinizi, ne zaman öğle yemeğine çıktığınızı takip ettiğine ya da çalışanları fazla mesaiye zorladığına tanık olmadım. Süresiz çalışma, hafta sonu mesaileri, yıllık izinlerinizin kullandırılmaması gibi Türkiye’de alışılmış olan hak ihlalleri burada kabul görmüyor; hatta yıllık izninizi biriktirmek isterseniz yasal olmadığı için şirketin sizi uyaracağını ve zorunlu olarak kullandırabileceğini söylüyorlar.

Canan:  Sosyal ve mesleki anlamda çok daha iyi durumda olduğumu söyleyebilirim. Daha rahat ve insan odaklı bir ortam var. Dolayısıyla kendime hem mesleki hem sosyal anlamda daha fazla zaman ayırabiliyorum. Çok daha yeni teknolojilerle çalışma imkanı buluyorum, sürekli yeni bilgiler öğreniyorum. Pek çok farklı milletten insanla çalışma ve onların çalışma disiplinlerini gözlemleme, onlardan yeni şeyler öğrenme, onların hayatlarını ve kültürlerini tanıma imkanım oluyor. Ekonomik anlamda henüz eski hayat standardımıza ulaştığımızı söyleyemem ancak bu bulunduğum ülkede daha önce çalışma tecrübem olmaması, vize süresinin sınırlı olması nedeniyle başvurabildiğim iş ilanların sınırlı olması gibi nedenlerle doğrudan ilgili. Zamanla daha iyiye gidiyor. Benzer süreçlerden geçmiş arkadaşlardan da gözlediğim kadarıyla doğası gereği süreç bu şekilde ilerliyor. Bir miktar daha zamana ihtiyaç var.

Memduh: Ekonomik olarak yaşadığım çevre ile kazandığım parayı kıyaslarsak daha iyi durumdayım diyebilirim, mesleki açıdan devamlı tekrar eden ve birbirine benzeyen projeler yerine daha özgün şeyler görebildiğimi düşünüyorum, ancak sosyal açıdan henüz alışma sürecinin zorluklarını hissediyorum. Kültürel entegrasyonun belki hiç tamamlanamayacağını ve gidilen ülkenin / şehrin sosyal ritmini iyi tahlil etmek ve sosyal yaşamın bir daha hiç eskisi gibi olamayacağını kabullenmek gerekiyor bence. Belki de yeterince zaman geçtikten sonra böylesi daha iyi gelmeye başlar, insan bunu daha çok sever alıştıktan sonra bilemeyiz ama eskisi gibi olamayacağı açık gibi.

BM Dergi: Hangi şartlarda ya da ne gibi değişiklikler/düzenlemeler olursa tekrar Türkiye’ye dönmeyi düşünürsünüz?

Oya: Benim Türkiye’de yaşamak istemememe neden olan olaylar geçici, basit düzenlemeler değil. Ortadoğu’da bir yeniden paylaşımdan, Türkiye’nin dünya siyasetinde yeniden konumlandırılmasından ve içeride yeni bir toplum tasarımından söz ediyoruz. Bir gün savaşlar bitse, OHAL kalksa, tüm bu KHK’lar ve hukuksuzluklar mahkum edilse bile, bugünlerin yarattığı korku toplumu, bilimsellikten uzak eğitim sistemiyle yetiştirilen dindar-kindar nesillerin etkileri kolay kolay ortadan kalkmayacak. Türkiye’nin büyük bir devrime ihtiyacı var.

Canan:  Eğitim sistemi daha iyiye gider, insanların özgürlüklerinden endişe duymadığı, kendi inandıkları hayatı özgürce yaşayabilecekleri bir ortam olur, şehirler daha yaşanabilir ve daha yeşil olursa düşünürüm. Ancak samimi olmak gerekirse yurt dışında yaşamaya başlamış ve bunların düzelmesi üzerinde emek harcamayan bir insan olarak bunları bekleme ve isteme hakkını kendimde görmüyorum.

Memduh: Açıkçası şu olursa dönerim bu olursa dönmem gibi sınırlar çizmek istemiyorum kendime. Orası kendime en yakın hissettiğim insanların yaşadığı yer hala, ana dilimle iletişim kurabiliyorum, insanların mimiklerini, ses tonlarının farklılıklarının, dildeki en ufak nüansları okuyabiliyorum (beğensek de beğenmesek de).  Dünyanın en güzel yerinde bile yaşıyor olsa insan bunu özler bence, ne zaman yeterince özlediğimi düşünürsem o zaman dönerim sanırım (Bir de bağzı şeyler kahrolursa koşa koşa gelebilirim tabii, ondan emin olamıyorum. :)).

BM Dergi: Sizce başka ülkelerde çalışmanın rağbet gördüğü bu günler aynı zamanda bir beyin göçünün ya da birikim kaybının yaşandığı dönemler olarak yorumlanabilir mi?

Oya: Eğer ülkenin geleceğine dair umudumuzu koruyor ve bu iş gücüne ileride ihtiyaç olacağına inanıyorsak, elbet de bu günlerde yoğun bir beyin göçünden söz edebiliriz. Özellikle genç mühendislerin yurt dışında çalışmaya karar verdiklerini ve göç ettiklerini görüyoruz. Aynı durum, bu kadar gözle görülür olmamakla birlikte, farklı meslek grupları için de geçerli. Ancak sermayenin Türkiye tasarımında bu teknik bilgiye ve yetişmiş teknik iş gücüne ihtiyaç olmadığı, Türkiye’nin bilim insanına, mühendise değil ‘ara teknik eleman’ yetiştirmeye ihtiyacı olduğu sermaye hükümetinin sözcüleri aracılığıyla defalarca tekrarlandı. Üniversite yönetimlerinin yandaşlara teslim edildiği, TÜBİTAK’ın papaz eriğini imam eriğine çevirme projelerini desteklediği şu dönemde bilgi birikim kaybının çok yakıcı bir sorun olmadığını düşünüyorum. Bilimsel çalışma yapılabilecek, teknoloji alanında araştırma-geliştirmeye teşvik edecek bir ortam yaratıldığında bilim insanları da, mühendisler de, diğer meslek dallarından yetişmiş kalifiye işçiler de geri dönebilir.

Canan:  Maalesef öyle olduğunu düşünüyorum evet. Bu kararı veren insanların hemen hemen hepsi kendi konusunda uzman, bilgi birikimine sahip, değerli insanlar. Yurt dışında ülkemiz insanlarının pek çok başarısına tanık oluyoruz. Bu insanlar keşke potansiyellerini ülkemizde açığa çıkarabilecekleri imkanlara sahip olsalardı, özlemini duydukları hayatı biz ülke olarak onlara sunabilseydik de bu başarılar ülkemizin ve insanlarımızın daha ileriye gitmesine vesile olabilseydi.

Memduh: Elbette yorumlanabilir, bence bunu hem özgürlüklerinin kısıtlanmasının ve insan hakları ihlallerinin hem de işverenleri mutlu etmek için işçi aleyhine yapılan düzenlemelerin bir sonucu olarak okumak lazım. 

BM Dergi: Yurt dışında çalışmayı düşünen kişilere önerileriniz var mıdır?

Oya: Yurt dışında çalışmayı düşünen meslektaşlarıma başvuru ve kabul sürecinin zor olmadığını söylemek istiyorum. Türkiye’deki yoğun iş koşullarında çalıştığınızda kendi alanınızda aranan yeterlilikte deneyimi ve bilgi birikimini kazanıyorsunuz. İş başvurusu yaparken gerçekten birikimli olduğunuz alandaki işlere başvurduğunuz sürece kabul edilmemeniz için bir neden yok. Yaşayacağınız ülkeyi iyi araştırıp, dili, kültürü, iklimi, iş yaşamı vb. hakkında bilgi edinmek de uyum sürecinizde yardımcı olacaktır.

Canan:  Naçizane tavsiyem, verecekleri kararı çok iyi düşünmeleridir. Farklı bir ülkede yaşamak yeni bir ülkeye gidip yeni yerler görmeye, gezmeye indirgenecek kadar basit değil. Dil, sosyal ortam vb. her anlamda artılarını ve eksilerini iyi değerlendirmek lazım. Eğer gerçekten kendilerine güveniyorlarsa ve iyi değerlendirdiklerini düşünüyorlarsa mutlaka denemelerini öneririm. Mesleki ve sosyal anlamda gerçekten çok değerli bir deneyim.

Memduh: Yurt dışında çalışmayı düşünen arkadaşlara gittikleri yeri detaylıca araştırmalarını, mümkünse orada yaşayan, kendi kültürlerinden insanlara ulaşıp şehrin/ülkenin özellikleri ile ilgili onlardan bilgi almalarını önerebilirim.